Eshab-ı Kehfe ilişkin söylenceler, Anadolu’nun pek çok yerinde anlatılır. Elbistan, Aydın, Diyarbakır ve Tarsus’ta aynı adı taşıyan mağaralar vardır. Söylence, o yörelerde de yaygındır. Tarsus’ta anlatılan biçimi şöyledir:
Tarsus’ta Dakyanus adlı bir kral yaşamaktadır. Kral, putlara tapmakta ve halkı da buna zorlamaktadır. Dakyanus’un Mernuş, Sezenuş, Debernuş, Yemliha, Makselmina ve Meslina adlı altı yardımcısı vardır. Bunlara danışmadan hiçbir iş yapmaz.
Kral gün geçtikçe güçlenir, zenginleşir. Sonunda kendini Tanrı saymaya başlar. Aksini söyleyenleri öldürtür.
Günlerden bir gün, Tarsus düşman saldırısına uğrar. Dakyanus bir türlü saldırıyı önleyemez ve ülke yağma edilir. Yemliha Dakyanus’un Tanrılığı’ndan kuşku duy maya başlar. Bir akşam arkadaşlarını toplar onlara, “Benim bir derdim var. Bu yeri-göğü kim durduruyor;ay, güneş bunca yıldır nasıl dönüp duruyor. Gökleri kim kurdu, yerleri kim döşedi? Bize kim can verdi diye gece gündüz düşünüp duruyorum. Ülkemize saldıran düşmanla bile başa çıkamayan Dakyanus bunları yapamaz. İnandım ki, bir Tanrı var. Dakyanus ve kendi elimizle yaptığımız putlar, hiçbir zaman Tanrı olamaz,” der. Arkadaşları da görüşünü paylaşırlar.
Toplantıyı gizlice izleyen kralın adamlarından biri, duyduklarını Dakyanus’a anlatır. Kral yardımcılarını çağırıp önce iyilikle sonra da ölümle tehdit ederek, bu düşüncelerinden vazgeçmelerini ister. O sıralar Ninova’ya gidecektir. “Ninova’dan döndüğümde de bu düşüncenizde direnirseniz sizi öldürtür, her bir parçanızı bir kapıya asarım,” der.
Kralın yokluğundan yararlanan altı arkadaş, yanlarına biraz yiyecek alarak gizlice kentten çıkar. Yencelüs adlı mağaraya doğru yol alırlarken karşılarına Kefeştetayyuş adlı bir çoban çıkar. Çobanın Kıtmir adlı bir de köpeği vardır. Söyleşirlerken, düşüncelerini öğrenen çoban da köpeğiyle birlikte, onlara katılmak ister. Hep birlikte Yencelüs Mağarası’na sığınırlar. Mağarada, “Tanrım bize yardım et. Senin adını her kulundan duyduğumuz gün canımızı al,” diye yakarırlarken uyku bastırır derin bir uykuya dalarlar. Gözleri açıktır ve vücutları sertleşmesin diye iki melek belirli aralarla onları sağa, sola çevirmektedir.
Dakyanus Ninova’dan gelince, onları öğrenir,onları aramaya koyulur. Mağarayı bulan askerler, yedi kişinin heybetlerinden korkuya kapılıp içeri giremez. Dakyanus kızar, ölümle tehdit ederse de bir yararı olmaz. Sonunda mağaranın ağzım örerek onları öldürmeyi düşünürler. Askerlerden biri içerdekilerin kimliklerini, başlarına gelenleri tunç bir levhaya işler, yanlarına bırakır. Mağaranın ağzı da taşla örülür.
Aradan üçyüz dokuz yıl geçer. Sürülerine sığmak arayan bir çoban mağarayı görür, ağzını açar. Açılır açılmaz uyuyanlar uyanıp.doğrulur. Bir gün, belki de daha az bir zaman uyuduklarını sanmaktadırlar. Karınları acıktığından Yemliha’yı ekmek almaya gönderirler. Fırıncı, çok eski olduğu için Yemliha’nın verdiği parayı almaz. Onun hazine bulduğunu sanır, krala haber verir. Kralın huzurunda olanları anlatan Yemliha’ ya kimse inanmaz. Hep birlikte mağaraya giderler. Arkadaşlarını ürkütmemek için. önce Yemliha içeri girer. Başından geçenleri anlatınca, Tanrı’ya şükreder ve artık canlarını alması için yakarırlar.
Yemliha’nın çıkmadığını gören kral ve adamları mağaraya girdiklerinde içerde tünemiş yedi kuştan başka birşey göremezler. Yemliha’nın taze ayak izleriyse durup durmaktadır.
Mağarada tunç levhayı bulanlar, onların kimliklerini, başlarından geçenleri öğrenir, bu söylenceyi günümüze değin dilden dile ulaştırırlar. Kral da buraya bir kilise yaptırır.
İnanışa göre bu mağaradaki derin tünel, Kabe’ye çıkmaktadır. Mağara günümüzde de kutsal sayılır ve girişindeki ayak izine benzer biçimlerin, Yemliha’nın ayak izi olduğuna inanılır.
Incekum Söylencesi: Çiftçinin biri, kıyıdaki tarlasını sürerken yanında bir adam belirir. “Aç eteğini, yum gözünü,” der. Çiftçi, denileni yapar. Adam çiftçinin eteğine bir şeyler doldurur. “Kalk denize doğru yürü, ama sakın gözünü açıp eteğindekilere ve ardına bakma,” der. Çiftçi korkuyla denize doğru yürümeye başlar. Adımını suya diye attıkça kuma basmaktadır. Üç saat böyle gider. Sonunda dayanamaz, gözünü açıp baktığında, eteğinde kum olduğunu görür. Hemen gözünü yumarsa da artık iş işten geçmiştir. Bu kez adımını kuma diye atar, denize düşüp boğulur.
İnanışa göre adam gözünü açıp bakma-saymış, Silifke’den Kıbrıs’a dek kumlu bir yol olacakmış.
Bu söylence, Ovacık ile Silifke arasında uzanan bir kumsal için de söylenir. Denizin içinde uzanan bu kum şeridine yörede Kahbedili denir.
Tags: Dakyanus, Debernuş, Eshab-ı Kehfe, Mernuş, Sezenuş
0 yorum ↓
Hiç yorum yapılmamış henüz...Hacı bi el atta bi 2 yorum olsun.
Yorumlarınızı Yazın